şiir köşesi

 

S e v d i k l e r i m

Ben çocukluğumdan beri
Füsunkar geceleri severim
Sahillerden uzak balıkçılar gibi
İçinde derin yalnızlıklar saklı
Birbirinden uzak yıldızları severim.
Issız kırları,tozlu yolları
Terkedilmiş değirmenleri severim
Şiirleri, romanları, resimleri ve
Siyah beyaz filmleri severim.
Solgun yüzlü gece işçilerini
Yorgun ayakkabı tamircilerini
Elleri cebinde yürüyen aylakları
Hüzünlü yetim çocukları severim.
Yol boyunca sıralanmış servileri
Akasyaları, yaseminleri ve
Erguvan ağaçlarını severim.
Ben, inançlı devrimcileri
Yitik dostlarımı, annemi
Ve en çok da seni severim.

Mehmet Komşu

 

Siste

Ne tuhaf, siste yürümek!
Her çalı, her taş ıssız,
Ağaçlar görmüyor birbirini,
Hepsi de yalnız.

Hayatım aydınlıkken henüz
Dostlarımla doluydu dünya.
Çöktü şimdi sis,
Biri yok ortalıkta.

Karanlığı bilmeyen
Bilge değil olamaz.
İnsanı ayıran her şeyden,
Karanlık: hafif, kaçınılmaz.

Siste yürümek ne tuhaf!
Yalnız olmaktır yaşamak.
Kimse kimseyi tanımaz,
Herkes yalnız.

Hermann HESSE

 

Muamma

Zemheri soğuktur içim, oysa mevsim henüz yaz
Ürperir ruhum sürüklenir koyu mavi yalnızlıklara
Hayat başladığı gibi biter, bir gün ansızının
Ruhum, yaralı ruhum, bir teselli arar boşuna
Eriyip gider usulca ışığı çok uzak bir yıldıza

Mehmet KOMŞU

 

Başka Düş

Bir kırlangıç havalanıyor
Uzağa doğru!

Düşlerim
Çiy çiçekleri dolu,
Yüreğimse dönüp duruyor
Acıyla yorgun.
Bir atlıkarınca ki
Ölüm çocuklarını koymuş.
Ah bir sağlasaydım zamanı
Bu ağaçlarla, zorlu
Halatıyla kara gecenin
Ve boyasaydım solgun
Anıların kıyılarını
Kanımla koyu koyu

Ölüm'ün kaç çocuğu var?
Hepsi de bağrıma dolmuş!

Bir kırlangıç gidiyor
Uzaktan doğru!


Frederico Garcia LORCA

Yalnızlık


Yalnızlık bir yağmura benzer,
Yükselir akşamları denizlerden
Uzak, ıssız ovalardan eser.
Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
Ve kentin üstüne göklerden düşer.

Erselik saatlerde yağar yere
Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar.
Umduğunu bulamamış, üzgün yaslı
Ayrılınca birbirinden gövdeler;
Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde
Yatarken aynı yatakta yan yana:
Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Raıner Marıa RILKE

YEŞİL SABUN KOKUYOR MİNTANIM
 

Uykulu sessizliğinde bir akşamüstü
Belki burada belki de çok uzaklarda
İçimizde nice belirsiz bekleyişler
Durmaksızın akıp gidiyor zaman…

Günün köprüsü, güneşin solgun ışıklarında,
Geceye açılan kocaman bir pencere gözlerin.
Kırlangıçların hepsi birerli sırada,
Vahşi yaban kazlarına karşı

Tedirgin atlar, durdukları yerde kişniyor
Bozkır fırtına öncesi sessizliğinde
Haykırışları yankılanıyor ansızın,
Yeni doğmuş kızlı erkekli bebeklerin.

Sarar yaralarını sessizce kederli gece,
Ateş böcekleri gibi yanar söner yıldızlar
Çoban ateşlerinin kıvılcımları uçuşur
Dağları kan tutar ovalar tutuşur.

Bozkırın ortasında tozlu ve yorgun yol,
Çevresinde çırılçıplak sarı toprak
Can çekişiyor kurumuş nehir yatağı
Dağlar küskün nice zamandır hepimize.

Kara trenler geçip gidiyor hızla önümüzden
İçimizdeki zaman durmuş sanki
Bir ölüm sessizliğinde söyleniyor türküler,
Kırgın akıyor Kızılırmak'ın serin suları

Ah anne, sen değilmişsin gördüğüm hayal,
Şimdi yalnız başıma kalmalıyım artık
Ömrümün bu son anlarında
Yol yorgunu makinist bir o anlar beni

Tavan arasına saklanmış çocukluğum,
Yaşam bu kaçıncı kandırışın beni sobe diye,
Oysa daha yeni yıkamış annem
Yeşil sabun kokuyor keten mintanım.

Mehmet KOMŞU

 

Arşiv

Ana Sayfa