Bu içten içe gelişen ve sinsi
bir şekilde gittikçe büyüyen bir
yangın gibidir. En iyi arkadaşlarınızdan
uzaklaşmaya başlarsınız sonra
bu uzaklaşma ailenizin fertleri
ile devam eder. Karşılıklı konuşmalar
monoluğa dönüşür, birden bire
size bir şeyler anlatan en sevdiğiniz
insanı dinlemediğinizi fark edersiniz.
Onun ağzının açılıp kapanmakta
olduğunu görür dehşetle irkilirsiniz.
Bin bir güçlükle kendinizi toparlamaya
çalışır ilgi ve dikkatinizi ona
vermeye çalışırsınız. Ama bu çok
kısa sürer. Bir zaman bu alışık
olmadığınız tuhaf duyguyu yenmek
için boş yere direnirsiniz. Ama
o kahredici süreç başlamıştır
artık.
Biraz daha direndikten sonra
teslim olursunuz. Bu adı bilinmeyen
hastalık sizin ruhunuzun her zerresini
ele geçirmiştir. Limandan ayrılan
bir gemi gibi yaşadığınız o bildik
ortamdan ağır ağır uzaklaşır kendi
içinizdeki karanlık denize doğru
bir yolculuğa başlarsınız. Görünümünüzde
bu karanlık duygunun etkisi altındadır.
Durgunlaşır, az konuşur ve hep
yalnız kalmak istersiniz. Çalan
Telefonları açmaz, çevrenizle
iletişiminizi sadece günlük yaşamın
gereksinmeleri ile sınırlarsınız.
Buna karşılık içinizde bazı yeni
duyguların geliştiğini fark edersiniz.
Yakınlarınızın ne kadar boş ve
anlamsız şeylerle uğraştığını,
önem verdiğiniz veya saygı duyduğunuz
insanların meğerse gösteriş budalası
sahtekârlar olduğunu, akıllı ve
yetenekli bildiklerinizin ise
aptal birileri olduğunu, en sevdiniz
arkadaşınızın ise beş para etmez
biri olduğunu görürsünüz. En yakıcı
olan ise üzerine titrediğiniz
sevgilinizin, hiç bir özelliği
olmayan sıradan biri olduğunu
anlamanızdır.
Kendinizi sanki o ana kadar bir
sahnede yaşamış bir oyunun parçası
olmuş, bir figüran gibi hissedersiniz.
Etrafınızdaki herkes bilerek veya
bilmeyerek bu oyunda yer alarak
sizi kandırmıştır. Televizyondaki
haberler doğru değildir, okuduğunuz
gazetelerin işi okurlarını kandırmaktır,
politikacılar çıkarlarından başka
bir şeyi düşünmeyen insanlardır,
esnaf müşterisini, müşteri esnafı
kandırma derdindedir. Kutsal değerler
bile ticaret için kullanılmaktadır.
Kısaca doğru olan bir şey yoktur.
Sevgiler, inançlar, duygular,
hayat isimli bu oyun için yazılmış
repliklerden başka bir şey değildir.
Kalabalık bir cadde de yürürken
ansızın kendinizi yapayalnız bir
halde ıssız bir kır ortasındaki
patikada yürürken bulursunuz.
Uzaklarda görünen çorak tepelerin
üzerindeki gri bulutlar, ağır
ağır denize doğru sürüklenmektedir.
Kuzeyden gelen serin esinti kırların
üzerindeki küçük papatya ve çan
çiçeklerini okşamakta, hemen başınızın
üzerinde daireler çizen bir çift
kırlangıcın neşeli cıvıltıları
duyulmaktadır. Ufkun göz alabildiğince,
uzandığı düzlüğün üstünde ise
büyük bir yaban kazı sürüsü güneye
doğru döne döne uzaklaşmaktadır.
Cadde, insanlar, dev binalar,
mağazalar ve ne varsa yok olmuştur.
Kendinizi nasıl hissettiğiniz
de pek önemli değildir artık.
İşte bu içsel dönüşümün adı yabancılaşmadır.